BENİM HİKAYEM-2 ( Misofonya-3.Bölüm )

Standard

NE, NEDEN TETİKLENMİŞTİ? DOĞUMUM SIRASINDA BİRŞEY Mİ OLMUŞTU?

Bu tarz bedeni içeren çalışmalarda, neyin ne zaman tetiklendiği veya neden olduğu üzerine konuşulup analiz edilmez ve yorumlar yapılmaz. Ancak size fikir vermesi açısından bazı bilgiler ekleyeceğim.

Anne karnı döneminden sonra dünyaya doğumumuz ( şartlarına bağlı olarak az veya çok ) zaten bir travmadır. Kendimizi güvende hissedip çoğunlukla uyuyarak geçirdiğimiz bir dönemden ilk ayrılıştır. Bu bizim yaşamla bağlanma şeklimizi etkileyen en önemli konulardan biridir. Benim artık uyuyamadığım ve kendimi güvende hissetmediğim bir dönemde, doğum travmamın tetiklenmesi bu açıdan anlamlı.

Bu seansta doğum travmamın tetiklenmesine en başta şaşırmıştım çünkü regresyon eğitimi sırasında bizler ana karnı ve 0-6 yaş dönemlerimize doğum travmasını içerecek şekilde bakmıştık. Hatta aradan birkaç yıl geçtikten sonra bana üst üste çok sayıda kayıp ikiz sendromu vakası geldiği zaman o konuyu yabancı kaynaklar dahil o kadar araştırdığımda, bazı semptomları küçükken benim de yaşadığımı farkedince, acaba bende de bilinmeyen bir kayıp ikiz sendromu hikayesi var mı diye bir meslektaşımla sadece o döneme yönelik tekrar baktığımızda gerçekten böyle bir hikaye bulmuştuk.

Benden önce doğan ve bebekken ölen ablamı biliyordum ancak kayıp ikizim olduğu hiç kimse tarafından bilinmiyordu. O yüzden hem yıllar önce gittiğim ilk aile diziminde 1 tane fazla çocuk sayısı çıktığını ( kafadan sallıyor herhalde diye geçiştirmiştim ), sonra aile dizimi eğitimlerine başladığımda bir modülde Svagito’nun yaptığı kısa seansta yine 1 tane fazla çocuk görünmesi gibi detayları hatırlayınca kafamda parçalar birleşmişti.

Bütün bunları üst üste koyduğumuzda:

-ölen bebekten sonra benim çok istenerek yapılan bir bebek olmam

-annemin hamileliği sırasında kötü birşey yaşamaması

-normal doğumla doğup anneyle direkt ten tene temas kurmuş olmam

-çevre tarafından sevilen, el üstünde tutulan bir bebeklik geçirmiş olmam HİÇBİR ŞEYİN ETKİSİNİ NÖTRALİZE ETMİYOR.

Çünkü:

-Ana karnındaki süreyi, yaklaşık 1 yıl önce doktora görürdüğü bebeği eve dönerken kucağında ölen travmatik bir annenin karnında geçirdim yani ben anne rahmine düştüğümde olayın üstünden henüz 7,5-8 ay geçtiği için benim proje amacım annemin yas dönemine denk geliyor . Bu annenin henüz tamamlanmamış yas süreci, donukluğu ister istemez ana karnında başlayan bağlanma şeklimizi etkilemiş olabilir.

-Üstüne bir de ana karnında gerçekleşen kayıp ikiz sendromu etkisini eklersek sadece bu ikisi bile bir çocuğun dünyaya geliş anını ve anneyle o ilk temasını etkileyebilir. ( Bu yorumu bugüne kadar yaptığım çok sayıda ana karnı ve doğumu içeren regresyon çalışmalarında edindiğim izlenimlere göre yaptım. )

Kısacası; çok istenerek yapılmış ve güzel bir çocukluk geçirmiş olmama rağmen o ilk an tetiklendiği için o ana tekrar baktık. Travma çalışırken bunun bir soğan kabuğu gibi katman katman yapılardan oluştuğunu ve bazen hiç ummadığınız basit bir konunun bardağınızı taşıran son damla olabileceğini hesaba katmak gerekir.

Regresyon çalışmalarında da böyledir. Bir geçmiş hayat anısına çalışılmış olması, 3 yıl sonra başka bir konu için gittiğinizde aynı geçmiş hayatın başka bir yönü ile karşılaşmayacağınız anlamına gelmez. Bu sefer farklı bir yönden farklı bir etkiye bakmanız gerekebilir.

ŞU AN MİSOFONYAM NE DURUMDA? HALA SES DUYARLILIĞIM VAR MI?

2. Bölümde bahsettiğim gibi, bu seanstan bir süre sonra farklı bir yere taşındım. Orada ses duyarlılığım sıfırlandı mı? Hayır tabii ki. Ses izolasyonu çok iyi değildi ama asla bu tarzda uykumu, hayatımı etkileyecek tarzda şeyler yaşamadım.

Şu anda son 2 yıldır yaşadığım yerde ise yan taraftaki köşkten gelen köpek, kedi, kaz, ördek, hatta bir ara pandemideki kapanma döneminde duyduğum horoz sesleri beni hiç rahatsız etmediği gibi, köyde yaşıyor hissi verdiği için yüzümü gülümseten detaylar oldu. Bahçede geceleri gördüğüm kirpiler, kuş sesleri, kelebekler ve arılar görmek de mutlu ediyor. Ama sanmayın ki kırsaldayım… ana caddeye 1 paralel sokakta oturuyorum ve bazen gerçekten gürültülü olabiliyor.

Mesela geçtiğimiz aylarda sokağımızdaki, caddelerdeki tüm yağmur boruları değişti… yol delme makineleri günlerce çalıştı. O dönemde uykusuz olduğum birkaç sabah sese aldırmadan kestirebildiğime şahit oldum. Önceden bu asla mümkün değildi.

Yine altını çizmek isterim ki, her türlü sese karşı duyarsız biri olmadım. Beni sakız çiğneyip patlatan ve höpürdeterek çay-çorba içen 10 kişi ile aynı odaya kapatsanız, ” Aa, çok güzel patlatıyorsunuz, hüpletiyorsunuz.. lütfen devam edin ” demem. Burada önemli nokta şu: sizde bir şeyler değişince DIŞ DÜNYA DA DEĞİŞİYOR. Bu vakayı bu kadar uzun yazmamın sebebi de budur. İçerde bir şeyler değişince, sizin dış dünyada karşılaştığınız durumlar ya değişiyor ya da artık sizi daha az etkiler duruma geliyor.

KARMA ASTROLOJİSİ İLE İLGİLENENLER İÇİN EK NOTLAR:

1-Karma astrolojisinde GAD ( güney ay düğümü ), son 7-9 yaşamı ifade eder. Ben 2013’ten beri aldığım regresyon seanslarında bunlardan çok daha geçmişte olabileceklerle de karşılaştım. Genelde bir sorun üzerine baktığım bu geçmiş yaşamların çoğunda erkeğim. GAD ‘ım da eril; savaşçı, asker, liderlerde bulunup dik başlılığıyla ve cesaretiyle tanınan bir burç. Bu hayatımdaki tüm kişisel gezegenlerim dişil, edilgen burçlarda iken GAD’ın 1.evde yer alması kişiliğimi arka planda çalışan bir program gibi etkiliyordu.

2-Normal şartlarda GAD ile alakalı konular 33 yaşına kadar bizi daha çok etkisi altında tutar. 33 Yaşından sonra ise KAD ( kuzey ay düğümü ) kendisini daha çok belli etmeye başlar. Regresyon çalışmalarından sonra beklediğimiz şey de GAD bağlantılı hayatların dönüştürülmesinden sonra artık etkisini yitirmesi ve kişinin hayat planında olması gereken yöne ( KAD’a ) doğru gitmesini kolaylaştırmasıdır.

Ancak bende şöyle bir durum gerçekleşti ki ancak karma astrolojisi eğitiminden sonra sebebini daha iyi anlayabildim: Natal haritamda güneş, merkür ve venüs kavuşumu olan bir insanken ikincil ilerletilmiş haritamda ( secondary progress ) güneşim ve merkürüm GAD’ımın olduğu burca geçiyor ve bu 3’lü orada resmen halay çekiyorlar. MC’de yani meslek, kariyer, iş hayatımızı yöneten 10. evdeki Anteres isimli sabit yıldıza falan hiç girmiyorum ama onu da hesaba katarsak; .Bu benim, meslek hayatımın ilk yıllarında bu GAD’ın etkisi ile yine çok idealist bir asker gibi olmamı açıklıyor. 2016’da kiraladığım ve benim misofonyamın ortaya çıkmasına vesile olan o mekanı kiralarken orayı bir karargah olarak kullanma kafasındaydım. Yapacak çok iş, anlatacak çok konu ve belki de dünyada düzeltilecek çok mesele vardı. (😀). Herşey, sadece kendimizi geliştirmek için aldığımız ve eğitim boyunca kendimiz üzerinde çalıştığımız regresyon ileri teknikler eğitimlerinden sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. Karma astrolojisi ise açıklama kısmında son noktayı koydu.

3- Bazen başımıza gelen şeyleri o anda kötü bir şey olarak algılarız veya bunu bir çeşit kendini sabote etme ( self-sabotage ) olarak görme eğiliminde olabiliriz. Ancak büyük resme baktığımız zaman, belki zaman , belki şartlar , belki de gittiğimiz yön o anda doğru değildir. Ruh ( spiritüel astrolojide RA: Tanrısal Öz ), bu enkarnasyonda KAD’a gidebilmek için o sırada başka bir yola gitmesi-başka deneyim alanı kazanması gerektiğini bilir ve bazen hayat sizi bu farklı deneyim alanlarına yönlendirmek için o anda ısrar ettiğiniz yolunuza engeller döşeyebilir. Bu da muhtemelen en hassas olduğunuz konu veya kişiler tarafından olacaktır.

Misofonya bir sonuçtur. Ama asıl önemli olan soru şudur: Neyden rahatsız oldun veya oluyorsun ki sinir sisteminin böyle tepki verebileceği şartlar oluşturuyorsun? Doğru yerde misin , doğru işi mi yapıyorsun, doğru insanla mı birliktesin? Seni ne besler? Bu hayata gelirken deneyimlemeyi seçtiğin yaşam alanın üzerinde misin yoksa hala GAD kafasında mısın?

Ve yazının sonlarına gelmekteyken bilinçaltımdaki DJ uzun zamandır duymadığım aşağıdaki şarkıyı çalmaya başladı. Bir hanım kız GAD’ına sesleniyor: ))) ( İngilizce bilmeyenler için özellikle Türkçe alt yazılı video linkini ekledim. )

Sevgilerimle,

Eylül Erdoğan

BENİM HİKAYEM-2 ( Misofonya-2.Bölüm )

Standard

Süreç devam ederken, o dönemde regresyonla ilgili ileri teknikleri içeren bir eğitime katıldım. Bu tarz eğitimlerde genelde bir teknik olur ve bizler eğitim sonunda bu tekniği içerecek şekilde kendi üzerimizde çalışırız. Aradan uzun zaman geçtiği için seçtiğim konudan emin değilim ancak orada birbiriyle bağlantılı olarak keşfettiğimiz geçmiş yaşam anılarından birinden çok etkilendiğimi net hatırlıyorum.

Komutan olduğum bir geçmiş yaşamda, savaşla ilgili hatalı bir kararımdan dolayı çok sayıda askerim ölüyor. Kan gölüne dönmüş o meydanı gezerken hepsinin ölümünden kendimi sorumlu tutuyorum ve yoğun suçluluk duygusuyla başedemeyip ölmek istiyorum. Ordan sonra kendimce kurduğum bağlantılar arasında şu var: bir daha kitleleri içeren veya etkileyebileyecek her türlü durumdan/karardan imtina etmeye çalışıyor olabilirim.

NE ALAKA DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM.. ☺

Şöyle ki; ben bu daireyi kiraladığımda orası bir nevi benim karargahım gibi olacaktı. Orayla ilgili çok fazla planım vardı. Salonda videolar çekip bir program hazırlayacaktım. Kışın ise o arka tarafa bakan sessiz odaların birinde kamp kurup ilk kitabımı yazacaktım. Bütün bu sesler nedeniyle bırakın planlarımı gerçekleştirmeyi, uyumak için bile orada kalamaz oldum. Ve bu ses konusu benim en hassas noktam olduğu için, tam daha geniş kitlelere ulaşacak bir işe girişeceğim zaman kendimi bir şekilde sabote ettiğimi düşünüyorum. ( İlerleyen dönemde karşılaştığım başka bir geçmiş yaşam anısı ( yine bir komutan alt kimlik ) son 1 senedir karma astrolojisi ile desteklenen bilgiler sayesinde bunu daha iyi anladım ama uzatmamak adına bu detaylara girmiyorum. )

O eğitimden sonraki dönemde yeni bir daire bakmaya başladım. Anadolu Yakasında nereye baksam hemen yanıbaşında devam etmekte olan veya yeni başlayan bir inşaat vardı. Sonunda bir tane güzel yer bulup kaparo verdim ama bu sefer de emlakçı-ev sahibi kanadında başka sorun çıktı ve kaparom iade edildi. Bunun üzerine motivasyonum tamamen sıfırlandı ve artık daire bakmayı da bırakıp kendimi tamamen akışa teslim ettim.

Tam o sırada yıllardır devam ettiğim aile dizimi eğitimi modüllerinden biri denk geldi. Ve ben orada ilk defa parmak kaldırıp çalışma yapmak istedim. Hocamın yanına oturup konu olarak ses duyarlılığımdan bahsettiğimde üstüne çok fazla konuşmamız gerekmedi çünkü bedenim zaten herşeyi anlatmaya başlamıştı. Bu sebeple bana aile dizimi uygulamayıp bedenimle çalıştı yani aslında travma çalıştık.

Görünüşe göre bu sorunlar taa doğum travmama kadar tetiklemişti. Bir çok arkadaşımızın fiziki desteğini alarak, doğum travmam çalışıldı. Bedenen çok zorlandığımı ve çok fazla öfkenin açığa çıktığını hatırlıyorum. Hatta çalışma sonunda bana ” Hala birazcık var…sonra buna kendin tekrar bakabilirsin ” dediğini not almışım. Değerlendirme bölümünde ise bana ” Kendine huzurlu/sakin bir yer bulabilirsin. Dünyada böyle yerler de var ” dediğinde kaşlarımı kaldırarak ; ” İstanbul’da mı? ” diye cevap vermiştim gülümseyerek. Açıkçası pek inandırıcı gelmemişti yakın çevrede öyle bir yer bulabilmek.

VE SONRA YENİ BİR YERE TAŞINDIM

Eğitimden döndükten yaklaşık 2 ay sonra yine bir gün Beşiktaş’a kardeşimin yanına geçiyordum ki yolda emlakçım aradı: “Eylül hn size kışın gösterdiğim bahçe katı bir ev vardı, biraz pahalıydı. Oranın sahibi yurtdışından kısa bir süreliğine buraya geldi. Eğer siz tutarsanız, fiyatı da indirecekler ” dedi. İndirdikleri fiyat bile benim o anki oturduğum dairenin fiyatından daha yüksekti. Ben de artık bu konuda o kadar bıkkındım ki tüm arayışımı durdurduğum bir dönemde gelen teklif karşısında içimden şöyle düşündüm: ” Ya bugüne kadar hep birileri bana teklif sundu, kabul edip kaparo ödediğimde bile bu iş olmadı. Bir kere de ben karşı teklif yapayım bakalım ” dedim ve nasıl olsa kabul edilmez sanarak akşam emlakçımı arayıp ” Şu anki oturduğum daire ile aynı fiyata indirsinler, hemen yarın taşınayım ” dedim. Ve teklifimin kabul edildiğini ertesi gün şaşırarak öğrendim.

Eee, söz ağızdan bir kere çıkar… mecburen hemen taşınma işlemlerine başladım. Burası :

-sahilde 5+1, neredeyse 2 daire büyüklüğünde ve girişteki salonla mutfağın olduğu bölümden diğer bölüme geçmek için bile araya çelik kapı konulmuş

– belli ki benden önce oturan kişi feng shui biliyormuş ( bazı aksesuarlar sebebiyle anladım )bir önceki kiracı tarafından bir sürü mutfak eşyası ile dolabın içinde dev bir şişe şampanya bırakılmış

-şömineli kocaman bir salonu olan

-önünde ve arkasında bahçesi olan, balkonundan arka bahçeye inilebilen, otopark sorunu olmayan

-apartman görevlisinin günde 2 kere servise çıkıp marketten ihtiyaçlarımızı aldığı ve çok iyi, babacan bir insan olduğu için her türlü tamirat-tadilat işlerimizde yardımcı olduğu

-ve sadece 2 sokak mesafede olan bir yerdi.

Normalde hem ses olur diye hem de güvenlik gerekçesiyle hiçbir zaman bahçe katında yaşamayı düşünmemiştim ancak burası her tarafı demirli, bahçe duvarlarının üstüne dikenli teller çekilmiş, son derece güvenli bir yerdi. Kedim Kalben’le ( #kalbenkisakuyruk ) işte burada karşılaştık.

Sonuç itibariyle, hocamın sözleri aklıma geldi. İstanbul’da da olsa böyle yerler vardır, bulabilirsin demişti ama ben inanmamıştım. Aramam bile gerekmedi, emlakçım sayesinde ev beni buldu. Bina yaşça benden büyüktü, dolayısıyla iyi bir ses izolasyonu yoktu tabiki ama sabah 6’lara kadar bass sesleriyle titreyen bir binadan sonra herşey mükemmele yakın sayılırdı. Hatta burası eskiden yazlık olarak yapıldığı için kendimi ilk etapta yazlığa taşınmış gibi hissetmiştim. Bahçede en sevdiğim ağaçlar vardı: palmiyeler, limon, yenidünya, çam vb. Bir ara soldaki apartmanın bahçesinden horoz sesleri de duyar gibi olduğumda artık gülmeye başlayıp hocamın kulağını çok çınlattım. 😀

Bir sonraki bölümde:

-ne niye tetiklendi ? neden doğum travması, doğumum esnasında bir şey mi olmuştu ?

-şu anda misofonyam ne durumda, hala ses duyarlılığım var mı?

-peki şimdi nasıl bir yerde yaşıyorum?

gibi soruların cevaplarını bulabileceğiniz şekilde notlar içerecek.

Ayrıca benim kendi kendime bulduğum başka sebepler ile de destekleyeceğim bu tablonun dışında, astroloji bilenler için birazcık farklı bir dil kullanarak ek açıklamalar yapacağım. Bunların hepsine bir bütün olarak baktığınızda neden aynı sorunlara her zaman aynı tekniği kullanmadığımı da anlamış olacaksınız.

( DEVAM EDECEK … )

Eylül Erdoğan

BENİM HİKAYEM-2 ( Misofonya-1.Bölüm )

Standard

Kendimi bildim bileli çok sesli sakız çiğnenip patlatılmasından veya sesli yeme-içme seslerinden hoşlanmasam da bu benim hayatımı çok etkileyen boyutta bir şey değildi ve bunu bir rahatsızlık olarak görmüyordum. Yatarken kolundaki saatin sesini bile duyan ve bu yüzden kol saatini çıkararak yatan bir babam olduğu için ben de genetik olarak sese hassas olduğumu düşünürdüm. Bunun haricinde nerdeyse 20’lü yaşların sonuna kadar hayatımı hiç etkilemeyecek şekilde normal bir yaşantım oldu.

MİSOFONYA ETKİLERİ İLK NE ZAMAN DİKKATİMİ ÇEKTİ?

30’lu yaşların başlarında katıldığım yatılı bir eğitimde, aynı odayı paylaştığım arkadaşımın horlaması sebebiyle sabaha kadar uyuyamayabileceğim ilk olarak orada dikkatimi çekti. Normalde yoğun bir eğitim programında fiziksel olarak da yorgun olduğum bir günde bile en ufak seste uyuyamadığımı farketmemin dışında extra bir konu başlığı olarak aynı alanı paylaştığım kişilerin enerji bedenlerinde olan biteni ( ağrı-sızı vb ) hissettiğimin ilk belirgin sinyalleri o zaman ortaya çıkmaya başladı. Aşırı empatlık veya duyarlılık olarak tanımlayabileceğim bu durum ayrı bir başlık ve benim hayatımı son yıllarda fazlasıyla etkileyen çok uzun bir konu olduğu için karışmaması adına buna burada yer vermeyeceğim. Sadece , şimdilik şu soru işaretini ortaya bırakıyorum: ” Acaba aşırı duyarlılık sebebiyle mi ben bu sesleri sıradan insanların algıladığından daha fazla duyuyorum? Sistemim herşeyi fazla algıladığı için mi yüksek sese reaksiyon veriyor? ” …

MİSOFONYA DİYE BİRŞEY VARMIŞ…

Yukarıdaki yazdıklarım dışında, 2014 yılından itibaren İstanbul-Mersin arasında çok sık seyahat etmeye başladığımda farkettim ki; havaalanında uçak beklerken veya havaalanına gidiş-dönüş için Adana-Mersin arası servis kullanırken insanların cep telefonlarının mesaj bildirim uyarısı son seste iken yol boyunca yazışmalarından, yüksek sesle konuşmalarından veya bazen sesli video izlemelerinden aşırı derecede rahatsız olmaya başladım. Sakız çiğneme sesine artık ani ve mekanik sesler de eklenmişti. Derken, o sırada facebook arkadaş listemde bulunan bir opera sanatçısının ” MİSOFONYA ” ile ilgili paylaştığı bir haberle herşey anlam kazanmaya başladı. O haberi okuduğumda dünyada bu tarzda ses duyarlılığı olan kişilerin sayısının hiç de az olmadığını ve bunun bir isminin olduğunu hatta haberi paylaşan opera sanatçısının da benimle aynı sorundan muzdarip olduğunu görmem bana iyi geldi. Yazıda bunun tıbben tam olarak nedeninin ve tedavisinin olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, sadece yazıyı okumak bile şifa gibi geldi çünkü o güne kadar ne yakın çevremde böyle biriyle karşılaşmadığım için ne de sorunun ne olduğunu bilmediğim için insan ister istemez böyle ortamlarda kendini bazen arıza gibi hissediyor… :))

TABİ BUNLAR HİÇBİR ŞEYMİŞ…

Anadolu Yakası’na taşınmam: 2015-2016 arasında her ay İstanbul-Mersin arası bavulla seyahat ederken buna bir de spor yaparken belimi sakatlayıp fıtık olmak eklenince artık 20 kg’luk bavulu taşımak sorun olmaya başladı. Bu sebeple İstanbul’a geldiğimde kalacağım bir yer tutmaya karar verdim. Bu süreçte Anadolu Yakası’nda oturan iki arkadaşımla yenilen bir yemekten sonra akşam orda kalınca, sabah kalktığımda hissettiğim sakinlik-dinginlik hoşuma gitti. Yıllarca Avrupa Yakası’nda yaşamış biri olarak bu sessizlikte adalara bakarak kahve içme keyfi ile bir anda lokasyon olarak o bölgede bir daire tutmaya karar verdim.

Aradan bir süre geçtikten sonra tam da istediğim lokasyonda, fotoğraflarından çok güzel olduğunu düşündüğüm bir yer bulduğumda Mersin’de bayram tatilindeydim. Ben dönene kadar daire başkası tarafından tutulabilir düşüncesiyle hemen arkadaşımdan gidip bakmasını rica ederek özellikle sessiz bir yer olup olmadığına mutlaka dikkat etmesini söyledim. Sağolsun, evi gidip gördü ve evin çok güzel olup özellikle arka sokağa bakan 3 odanın çok sessiz sakin olacağını, sadece salonun caddeye baktığını belirtti. Ben mekan sahibi ile buluştuğumda da tek sorum sessiz bir yer olup olmadığı idi…Mekan sahibi da sessiz olduğunu, sadece yan binanın altında küçük, müzikli bir yer olduğunu ama öyle çok işlek bir yer olmadığını belirtti. Ben de dedim ki müzik gece 12-1’de bitiyorsa bile sorun değil. Ben zaten 1’den önce yatmıyorum. Hatta güzel müzik yapıyorlarsa arada seans çıkışı arkadaşlarla uğrarız belki diyerek espri bile yaptım. O sırada tarihler Merkür Stationary pozisyonunu ( Merkür’ün retro hareketinden sonra düz harekete geçmeden önce es verdiği gün ) gösteriyordu. Güya uyanık olduğum için mekan sahibine ” Ben burayı tutacağım, ama kontrat tarihini 4 gün sonra ( Merkür düz harekete geçmiş olacağı için ) hem de aybaşına denk geliyor..o tarih yapabilir miyiz? ” dedim ve tabiki kabul edildi.

Ekimde tuttum, kasım sonunda taşınıp yavaş yavaş eşyalarını tamamlarken arada hala Mersin’e geliş gidişlerim sürüyordu. Meğerse o müzik yapılan kıytırık mekan ekimde kısmen kapalıymış. Yazlıkçıların dönmesi ve havaların soğumasına müteakip ufak ufak bas sesleri gelmeye başladı. Artık aralık ayına geldiğimizde ” Demişler ki öldü, söyleyin onlara kral geri döndü ” moduna geçtiler. O hiç beklemeyeceğiniz uyduruk mekan, her akşam 22 de müzik yapmaya başladı. Girişte güncel veya eski Türkçe Pop müzikle başlayan repertuar artık gece 1’den sonra kafaların güzel olmasıyla beraber birden elektro bağlama eşliğinde ” Ankara’nın Bağları “na dönüşüyor ve bazen gecede 3 kere çaldığı oluyordu. Düşünün ki ben yan binanın ters tarafındaki ve 2 kat yukarıdaki daireydim ama banyomla yatak odam ( o arka sokağa bakan sessiz oda diye anılan yer ) yan binanın duvarı ile bitişik olduğu için banyoya gittiğimde halay çekilecek kıvamda oluyor, yatak odamda uyumaya kalksam sanki Flash Tv’de stüdyosunda canlı müzik programı devam ederken uyumaya çalışıyor gibi oluyordum.

Sonuç itibariyle en sessiz oda konumuna düşen ve gürültülü olmasıyla tanınan caddeye bakan salonda uyumaya başladım. Kaç kere gece yarısı veya sabah 6’da belediyenin Beyaz Masa’sıyla mesajlaştığımı, konuştuğumu hatırlamıyorum. Bu sebeple işim 21’de bitince apar topar Avrupa Yakası’ndaki kardeşime gidip orda uyuduğum günler oldu.

Öyle bir mekandan sabah 6-7’lere kadar müzik yapmasını normalde beklemezsiniz ama müşteri gelmese bile yapıyorlardı. Haliyle sabah toplantıları-görüşmeleri o sene iptal oldu. Ses limitlerini aştıkları için ceza yediklerinde aslında müzik yapma ruhsatlarının bile olmadığı ortaya çıktı ama buralarla ilgili yorum yapmak istemiyorum çünkü konumuz bu değil.

Ayda 1 hafta Mersin’e gittiğimde bol uyku stoğu yaparak ve arada başka yerlerde kalarak geçici olarak konuyu çözmeye çalıştım. Bu arada apartmanda üst kattaki yeni evli çiftten kadın olanın benle aynı durumda olduğunu öğrendim. Yatakta kaç kere uyuyamadığı için sinirden ağladığını ama hiçbir şekilde çözüm üretemediklerini öğrendim.

Şimdi size burada bir Misofonyalı hakkındaki en önemli bilgiyi veriyorum:

-Sadece bir sakız çiğneme sesi veya ani matkap sesleri gibi sesler sizin için standart bir ses iken, bir misofonyalıyı saliselik bir zamanda, istemsiz ve kontrol edilemez bir şekilde tüm cinlerini tepesine çıkartabilir. O an yanında çok sevdiği bir insan olsa bile şapurdatarak yemek yiyorsa, ışık hızıyla başka odaya geçebilir. Burada mantık aramayacaksınız, aman şu kadarcık sesten de rahatsız olunur mu demeyeceksiniz çünkü o kişinin sinir sistemi o anda alarm vererek savaş ya da kaç moduna geçiyor. Keyfi olarak verilen veya kontrol edilebilen bir tepki değil.

Normal bir insan 3 gün uyumasa sinirleri bozulurken, aylarca sabah 3-4 saatlik bölük pörçük uykuyla ne hale gelebileceğini bir düşünün. Bu adamlarla hiç muhatap olmadım ama sonunda bu mafyavari adamlara hukuksal yollarla kafa tutacak bir aslan parçasına dönüştüm. Hiç unutmam, ilk zaferi elde ettiğimde, milli maçta gol atmışım gibi apt’da karşılıklı sarıldığımız komşum olmuştu:))

Süreç , başıma birşey gelebilir düşüncesiyle ailemin o mekanı boşaltmamı istemesiyle devam ederken o arada katıldığım bir regresyon ileri teknik eğitiminde seans aldım. Bu seansta konu olarak ne seçtiğimi net olarak hatırlamıyorum ama sonrasında şöyle bir bağlantı kurarak çıktım: Karmik bir nedenden ötürü, tamamen kendimi sabote ediyordum çünkü ses benim hassas noktamdı. Bu karmik konunun ne olduğu, kendimi sabote etmemle ne gibi bir bağlantısı olduğu ve bu konunun nasıl ses rahatsızlığına bağlandığına 2. bölümde çok kısaca değineceğim.

NOT: Bu kadar uzun girizgah yapmamın sebebi ; aslında dışarıda olan şeylerin bir şekilde bizim içimizdekilerle bağlantısının olduğunun anlaşılması için hikayenin gelişimi ve geldiği boyutun anlaşılması içindi. Yoksa benim eskiden misofonyaya bakışım tamamen caps sitelerinde dönen yandaki yazı gibiydi.😉

” Bende misofonya vardı. 2 Seans aldım, geçti arkadaşlar. ” desem… muhtemelen 2 seans alınınca geçen bir rahatsızlık sanılacak ve bunu bir paket program gibi düşünme eğiliminde olacaksınız ama işin aslı öyle değil. Sorunların yansıması bazen aynı olabilir ama kişileri tetikleyen hikayeler, dolayısıyla çözüm yolları çok çok farklı olabilirler.

( DEVAM EDECEK…. )

Eylül Erdoğan