SIKÇA SORULAN SORULAR

 

1-REGRESYON TERAPİSİ ALMAK İÇİN GEÇMİŞ YAŞAMLARA ( REENKARNASYONA ) İNANMAK ŞART MIDIR?

Hayır. Sorunun kaynağı bazen bu hayatta hatta kişi henüz anne karnında iken bile oluşmuş olabilir.

Bilinçaltından çıkan hikayenin başka bir hayatın izlerini çağrıştırdığı durumlarda ise hedefimiz danışanın bu hayatın kendisinin geçmiş hayatı olduğuna inanması değildir. Amaç, bilinçaltından çıkan hikaye ile şu anda yaşanan sorun arasındaki benzerliklere bakmak, bilinçaltında kayıtlı olan negatif duygu-düşünce kayıtlarını tespit ederek dönüştürmek ve bu hayatta yaşanan sorunun çözümüne katkı sağlamaktır. Buna BEDEN TERAPİ dediğimiz, o dönemde yaşanan travmanın bedendeki kayıtlarını dönüştürmek işlemi de dahildir.

Kısacası, her ne kadar toplum içinde regresyon terapisine dair ” geçmiş hayat terapisi” gibi bir algı oluşsa da, regresyon terapisi üç farklı dönemi içeren çalışmaları bünyesinde toplayan çok kapsamlı bir çalışma alanıdır. Bu farklı dönemler aşağıdaki başlıklarla isimlendirilir:
a) Şimdiki Hayat-Ana Karnı Dönemi Regresyonu
b) Şimdiki Hayat Regresyonu
c) Geçmiş Hayat Regresyonu

 

2-SEANS HANGİ ALANLARDA ETKİLİ OLUYOR?

-Açıklanamayan, tıbben sebebi bulunamayan problemler veya gezinen ağrılar
-Migren
-Alerjiler
-Tekrarlayan kabus veya rüyalar
-Fobiler ( uçak korkusu, yükseklik korkusu, kapalı yerde kalma korkusu, karanlıktan korkma..vb )
-Korkular ( terkedilme korkusu, yalnızlık korkusu, sevdiklerini kaybetme korkusu..vb )
-Panik atak
-Takıntılar ( aşırı titizlik ve sürekli el yıkama ihtiyacı, aşırı evham, ev kapısının kilitli olduğunu sürekli kontrol etme ihtiyacı, vb.)
-Tikler
-Kontrol edilemeyen öfke, kaygı, sürekli kendine acıma duyguları
-Hayatın farklı alanlarında bir türlü aşılamayan tıkanıklıklar
-Kısır döngü şeklinde sürekli tekrarlayan ilişki problemleri
-Bağımlılıklar ( yeme-içme bağımlılığı, kişi bağımlılıkları…vb )
-Kendine güven eksikliği……vb konular
-Kendini ifade etme problemi

3-HERHANGİ BİR DURUMUN GEÇMİŞ YAŞAMLA BAĞLANTILI OLUP OLMADIĞINI ANLAMANIN YOLLARI VAR MIDIR?

Soru 2’ye cevap olarak belirtilen başlıklara ek olarak aşağıdaki durumlarla ilgili geçmiş yaşam etkisi söz konusudur:
-Doğum lekeleri
-Aile yapısına tamamen aykırı karakterler
-Garip anılar ( örneğin; umulmadık bir anda veya yerde sanki o kişiyi yıllardır tanıyormuş gibi bir an hatırlama )
-Sanatsal yetenekler

4-SEANS KİMLERE UYGULANABİLİR?

-Danışmanın ön görüşme sırasında uygun gördüğü ve regresyona geçebilen herkese uygulanabilir.
-Çocuklar için daha farklı formatta ve kısa süren regresyon çalışmaları yapılabilmektedir.

5-REGRESYON TERAPİSİNİN UYGULANMADIĞI DURUMLAR VEYA KİŞİLER VAR MIDIR?

Evet. Daha önce psikiyatrist tarafından teşhisi konulmuş bazı rahatsızlıklarda ( majör depresyon, ağır şizofreni vb.) danışan ile kesinlikle çalışma yapmıyoruz. Aynı şekilde, beyin kimyasallarını etkileyen ağır psikosomatik ilaçlar kullanan kişiler transa geçişte sorun yaşadıkları için, onlarla da çalışma yapamıyoruz. Bu yüzden, daha randevu aşamasında iken kişiye herhangi bir ilaç kullanıp kullanmadığını mutlaka soruyoruz. Eğer kişi bu bilgiyi randevu aşamasında gizleme eğiliminde ise seansa geldiğinde durum bir şekilde farkedileceği için kendisini önceden bilgilendiriyoruz.

Bazı vakalarda yoğun beden terapi ağırlıklı olarak çalışma yapılması gerektiği için hamilelik durumunda da çalışma yapmıyoruz.

6- REGRESYON TERAPİSİ ÇOCUKLARA DA UYGULANABİLİYOR MU?

Evet.Çocuklarla regresyon yapabilmek için gerekli olan ileri eğitimi almış olmak kaydıyla, çocuklarla da çalışma yapabiliyoruz. Çocuklara uygulanan format tamamıyla farklı ve süresi de yetişkinlere oranla oldukça kısa sürüyor.

7-EKLENTİ NEDİR ?

Enerji alanımızda bulunan ve bize ait olmayan enerjilere eklenti diyoruz. Eklenti kelimesi İngilizce’deki ” attachment ” kelimesinden geliyor. Eklentilere örnek verecek olursak; nazar, büyü, geçmiş yaşamlardan taşıdığımız izler, geçmiş yaşamlardan taşınan lanetler ( curse ) gibi günlük yaşam içinde pek farkında olamayabileceğiniz birçok enerji türlerini saymak mümkün. Hatta annemizin bizi doğurmadan önce kaybettiği bir bebek, yaşadığı bir düşük-kürtaj vakası bile bazen bizim şimdiki hayatımızda eklenti olarak varolup, yaşadığımız ciddi bir sorunun kaynağı olabiliyor.

 

8-REGRESYON TERAPİSİ’NDE KAÇ SEANS ÇALIŞMAK GEREKİR?

Regresyon Terapisi’nde “A” konusunu için 1 seans, “B” konusu için 4 seans çalışmak gerekir tarzı bir yaklaşım doğru değildir. Çalışmanın sonucu danışanla ve konuyla bağlantılı olarak değişkenlik göstermektedir. Bazı konularda bazı danışanlarda tek seansta ciddi dönüşümler gözlemleyebildiğimiz gibi benzer bir konu için farklı bir danışanla 3 seans çalışmak gerekebilir.

İnsanın bilinçaltı çok kompleks bir yapı olduğu için bazen de tek bir seansta iç içe geçmiş konularda bonus faydalar sağlandığına da sıklıkla rastlanmaktadır. Örneğin; ilişkiler konusu çalışılır iken kişi aynı seans içinde neden toplum karşısında konuşurken zorlanma yaşadığını veya İngilizce konuşma konusunda  hayatı boyunca neden sorun yaşadığını keşfettiği vakalar olmuştur. Tabiki bunlar danışanın farkındalığıyla, ruhsal zekasıyla bağlantılı olarak zaman içerisinde farkettiği extra konular oluyor.

Bunun dışında, henüz öngörüşme sırasında terapistin en az 2-3 seans çalışmayı önerdiği durumlar olabiliyor. Örneğin: Bağımlı kişilik yapısına sahip bir danışanla ilişkiler konusu çalışırken en az 2-3 seans çalışmak gerekiyor. Terapist, her seanstan sonra danışanı takip ettiği için seans sayısı ve seansların aralığı yine kişiye göre değişkenlik gösteriyor. Bu noktada danışanın da seanstan sonraki geri-bildirimlerini terapiste bildirme ve seansta kendisine önerilen şeyleri yerine getirme gibi yükümlülükleri oluyor; yani regresyon terapisi sorumluluğun %50’si danışanda, %50’si ise terapistte olan bir terapi yöntemi. Danışanın işbirliği olmadan terapistin size bir sihirli değnek ile dokunup tüm hayatınızı tek seans ile mucizevi bir şekilde dönüştürmesi mümkün değil.

Burada, altını özellikle çizmek istediğim ve nadiren de olsa danışanlarda gözlemlediğim önemli bir nokta var ki; o da bazı danışanların ilk seanstan sonra hayatlarında çok olumlu gelişmeler olmaya başlayınca o konuda tamamen şifalandıklarını düşünme yanılgısına düşmeleri. Böyle olunca da seanslara çok uzun ara verme eğiliminde oluyorlar. Az önceki örnekte belirttiğim gibi bağımlılık konusu çok katmanlı ve tek seansın yeterli olmayacağı bir konudur. Terapinin yarım bırakılması o anda olmasa bile ilerde danışanın tekrar bir kısır döngü içerisine girmesine ve hatta tüm terapi yöntemlerine olan inancını yitirmesine bile sebep olabilir. Özellikle KURBAN MOD olarak tabir ettiğimiz danışan tipinde bu duruma daha çok rastlanır. Kişi herşeyin sebebini ve suçunu onca yıl boyunca dışarıda aramaya o kadar alışmıştır ve kendine acımakla o kadar meşguldür ki, iş içindeki güce sahip çıkmaya geldiğinde artık dramdan beslenemeyeceğini anlayan EGO, kişinin seansı yarım bırakmasına bile sebep olabilir. Halbuki siz bu kişileri hergün farklı bir şifa meditasyonuna katılırken, her ay farklı bir terapi yöntemini denerken gözlemleyebilir ve bu duruma şaşırabilirsiniz. Ya da bu kişileri şifalanmalarına engel yaratan çeşitli bahaneleri birilerine sıralarken bulabilirsiniz…hep dışarıdan kaynaklanan bir sebepleri vardır..( iş yoğunluğu, yorgunluk, vakit veya para ayıramama..vb ). Aslında o anda EGO devrededir ve kişinin bunu anlaması ise uzun bir çaba gerektirebilir.

 

9-” TAMİR FAZI ”  NEDİR ?

Seanstan sonra genelde ilk 7 gün süren şifalanma dönemine tamir fazı diyoruz . Bu dönemde seansın türüne, içeriğine, kişinin ruhsal karakterine ve blokajlarına bağlı olarak kişilerde farklı bazı semptomlar görülebilmektedir. Bunlar neler olabilir derseniz:

-hafif baş ağrısı ( genelde yatıp, ertesi sabah uyandığınızda kendiliğinden geçmiş olur)

-karışık rüyalar

-hafif yorgunluk , konsantre olmada güçlük

-diğer günlere nazaran daha erken uyuma isteği veya normal günlere nazaran daha çok uyuma ihtiyacı

-kalabalık ve aşırı gürültülü ortamlar yerine içe dönme ihtiyacı

-hafif mide bulantısı (çok nadiren )

-bağırsak faaliyetlerinde değişiklik ( çok nadiren )

Bütün bu semptomların hepsi kişide aynı anda görülmez. Genelde sadece biri ya da birkaçı birlikte görülür. Özellikle seanstan sonraki ilk 24 saatte daha yoğun olmak üzere gittikçe hafifleyen semptomlar en fazla 7 gün sürer ve 7.gün itibariyle çoğunlukla geçmiş olur. Şu ana kadar yaptığım seanslara göre konuşacak olursam , seanstan sonraki 7 gün boyunca yoğun ağrı, bulantı, ishal yaşayan herhangi birine rastlamadım.

Her seanstan sonra kişilerde mutlaka bu tarz semptomlar görülür gibi bir genelleme yapmak doğru değildir. Bazı danışanların seanstan sonra normal zamanlarına göre daha enerjik , rahatlamış ve mutlu hissettiklerine de rastlıyoruz. Özellikle “eklenti” seanslarından sonra kişilerde mutlaka enerji artışı olduğunu gözlemliyoruz.

Yukarıda yazılan semptomları seansın yan etkisi gibi düşünmek doğru olmaz. Bu dönemi daha çok , ameliyattan sonra geçirdiğimiz bir nekahat evresine benzetebiliriz. Mesela yüzünüzdeki basit bir et benini aldırma operasyonu için hastaneye gittiğinizi düşünün. Bu işlemi öğle tatilinde bile yaptırabilirsiniz ve hastaneden dönüp işinize gücünüze devam edebilirsiniz. Vücudunuzda yoğun bir ağrı hissetmezsiniz ama bedeninizde bir değişim olmuştur. Diğer taraftan, ciddi bir açık ameliyat geçiren kişi hastaneden çıktıktan sonra evde bir süre dinlenmek zorundadır ve bu süre içinde hareket ettiğinde her geçen gün gittikçe azalan ağrıları olur. Ama aradan 1 hafta geçtikten sonra artık normale dönmeye ve eski faaliyetlerini gerçekleştirmeye başlar. Aynen bu doğrultuda düşünebilirsiniz. Seanstan sonra başınızın ağrıması veya uykunuzun gelmesi seansın kötü geçtiği anlamına gelmez. Bilakis, vücudunuzun sizdeki bu dönüşüme tepki verdiğini ve yoğun toksin attığını gösterir. Kişiler şifalanmaya ne kadar açık olurlarsa ve sürece ne kadar az direnç gösterirlerse, bu dönemi o kadar rahat atlatırlar.

Seans sırasında yaptığımız şey tıbbi ameliyatlar gibi kesme, biçme içermese de aslında tabiri caizse bir nevi ruhsal ameliyattır. Kişinin bedenindeki blokajların da bilinçaltındaki dönüşüme bağlı olarak tepki vermesi çok doğal ve olması gereken bir süreçtir. Lakin her ne kadar da seanstan sonra kişilere bu tarz şeyler olma ihtimali olduğunu söylesek ve bu dönemi mutlaka takip etmeye çalışsak da bazen kişiler bu süreci yanlış algılayabiliyorlar ve binde bir ihtimalle de olsa bu semptomları yaşamaktan korkup seans almaya çekinebiliyorlar. Bense bunu şunu benzetiyorum: Dişiniz ağrıyor..hem de uzun zamandır ağrıyor ve eğer çaresine bakmazsanız hem hergün onun acısını çekecek hem de sonunda dişinizi kaybedeceksiniz. Diş hekimine gitmiyorsunuz çünkü dişinizin çekilmesinden ve acı çekmekten korkuyorsunuz. Halbuki diş hekimine vaktinde gitseniz belki ne o kadar uzun süre ağrı çekeceksiniz ne de dişinizi kaybedeceksiniz, belki diş hekimi size sadece dolgu yapacak..:) Ya da burnunuzu beğenmiyorsunuz ve estetik ameliyat yaptırmak istiyorsunuz ama şöyle istiyorsunuz: ” Estetik ameliyat olmak istiyorum ama ilk birkaç gün yüzüm, burnum şişsin istemiyorum, ameliyattan çıkıp çok önemli bir iş toplantısına girmek istiyorum.” .

Bu tarz gerçekçi olmayan beklentileri engellemek ve yanlış anlamaları önlemek amacıyla özellikle uzun yazdım ve somut örnekler verdim. Umarım yardımcı olmuştur.

 

10- TRANS GEÇİŞİ ENGELLEYEBİLECEK DURUMLAR VAR MIDIR?

-Kontrolü kaybetme korkusu veya kontrolcü yapı

-Enerji alanında engel ( eklenti )

-Bazen de travmatik şimdiki hayat vakaları transa geçmeyi engelleyebilir.

 

SIKÇA SORULAN SORULAR” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s